7. Çanakkale Bienali

DUYURU

7. Çanakkale Bienali "Takımyıldız" başlığıyla açılıyor. Birbiriyle kesişen ve etkileşen ilişkileri, iş birliklerini, paylaşımları ve iletişimleri odağına alan 7. Çanakkale Bienali, CABININ (Çanakkale Bienali İnisiyatifi) ve Azra Tüzünoğlu’nun küratörlüğünde 30 uluslararası sanatçının üretimlerini ağırlıyor. Çanakkale Merkez'de 3 ayrı mekandaki sergiler ile Troya Müzesi'nde Agah Uğur Koleksiyonu’ndaki eserlerden bir seçkiden oluşan farklı kurgulara sahip, birbiriyle konuşan dört ana sergi ile başlayan bienal, ana sergiler sonrasında farklı etkinlik ve içeriklerle devam edecek. Pandemi koşulları dolayısıyla: Açılış töreni yapılmıyor. 19-21 Eylül tarihleri arasında sadece programlanmış özel ziyaretçi gruplarına ön gösterim yapılıyor. Sergiler 22 Eylül - 17 Ekim tarihleri arasında programda belirtilen gün ve saatlerde, randevuyla ziyaret edilebilecek, Troya Müzesi ise müzenin ziyaret koşulları kapsamında gezilebilecek. 7. Çanakkale Bienali 19 Ekim tarihinden itibaren bir ay süreyle çevrimiçi ziyarete açılacak. Lütfen Covid-19'dan Korunma Önlemlerine Uyunuz!

“Takımyıldız” başlıklı 7. Çanakkale Bienali, 30 sanatçının farklı kavramsal çerçeveler ve kurgular etrafında bir araya getirilen eserlerinden oluşan sergilerle başlıyor. Birbiriyle kesişen ve etkileşen ilişkileri, iş birliklerini, paylaşımları ve iletişimleri odağına alan bienalin küratörlüğünü CABININ (Çanakkale Bienali İnisiyatifi) ve Azra Tüzünoğlu yapıyor. Bienalde Agah Uğur Koleksiyonu’ndan eserlerden oluşan, Azra Tüzünoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği bir bölüm de yer alıyor. 7. Çanakkale Bienali’nin ana destekçisi ise Dardanel.

Sergilere Çanakkale kent merkezinde MAHAL, Korfmann Kütüphanesi ve Kırmızı Konak ev sahipliği yaparken, Agah Uğur Koleksiyonu Troya Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Takımyıldızlar, antik zamanlardan bugüne, gökyüzündeki yıldızların konumlarının tanımlanmasına yardımcı olagelmiş, hayali sınırlarla birbirlerinden ayrılmışlar. Her bir takımyıldızın benzetildiği karakterler etrafında mitolojiler türetilmiş. Dünyadan uzaya bakan insanın, çeşitli yakınlık ve uzaklıklardaki noktaları birleştirmesi sonucu oluşan takımyıldızlar, insanın yaşamı ve evreni anlamlandırma çabasının bir işareti olmuş. Öte yandan kültür sosyolojisi alanında başvurulan kavramlardan biri olan takımyıldız, “gerilimlere doymuş bir kümelenme etkisiyle düşüncenin deviniminde bir duraklama noktası” olarak tanımlanır (W. Benjamin’den aktaran A.K.Thompson). Bu keyfi bir nokta değildir ve imge, “geçmişin şimdiyle bir takımyıldızı içinde bir araya geldiği şeydir” (Susan Buck-Morss). Takımyıldız, farklı öğelerin, olguların, konumların birbirleriyle ilişkilendiği ve kesiştiği anlarda oluşan görüngüler ve bu anların potansiyelleri üzerine düşünmeye başlandığında kendini sezdiriyor ve varlık kazanıyor; olgulara değil yapılara işaret ediyor. Bu yönüyle sanat üretimlerinin hem birbirleriyle hem de sanat tarihiyle oluşturdukları kümelenmeleri de çağrıştırıyor.

Diğer taraftan Takımyıldız, gündelik dilde birbiriyle ilişkili ya da benzer insanlar ya da şeylerin oluşturduğu grup anlamını da yüklenmiş bir kavram. Bu anlamıyla CABININ’in 7. Çanakkale Bienali için oluşturduğu kurguya işaret ediyor. Günümüz sanatı odaklı ilişkiler, iş birlikleri ve bunlara eklemlenen mimarlık, arkeoloji, tarih ve ekoloji disiplinlerle etkileşimlerden oluşan CABININ’in yapısal stratejisini de tarif ediyor.

NEYE BENZİYOR?
CABININ tarafından “Takımyıldız” için kurgulanan “Neye Benziyor?” başlıklı sergi, görsel kültürün egemenliği altında insanlar-arası doğrudan diyalog yoluyla bilgi aktarma etkinliğinin giderek “zayıfladığı” günümüzde, iletişimin yöntem ve biçimlerini ele alan üretimlere odaklanıyor. Farklı kuşaklardan ve disiplinlerden sanatçıların imge, hareketli görüntü, simge, beden ve yazı üzerine üretimlerini bir araya getiren bir araya getiren sergi iletişim ile sanatın kesişim alanlarına yoğunlaşıyor. CABININ’in 2013’ten bu yana faaliyet gösterdiği Mahal Sanat Merkezinde gerçekleşen sergide yer alan sanatçılar Ahmet Sipahioğlu, Ali Can Metin, Constantin Xenakis, Ekin Saçlıoğlu, Korhan Başaran ve Rüstem Aslan. “Neye Benziyor?”, kültürün gerçekliği inşa etmesinin aracı olan simgelerden oluşan ortak mirasımıza odaklanan, en geniş çağrışım gücüyle sanatın simgesel dilinin ifade etme potansiyelleri üzerine düşünmeye ve üretmeye dair bir bağlam açıyor. Gündelik deneyimin dışından ve ötesinden seslenerek gerçekliğin değişme, dönüşme, başkalaşma ihtimalini çağrıştırmayı, çelişkileri ve çoğul olasılıkları sezdirmeyi, simgeler yoluyla iletişim kurmanın, yeni anlamlar üretmenin potansiyelleri üzerine konuşmayı hedefliyor.

HASARLI VEYA TAHRİP EDİLMİŞ: KÜLTÜR
Azra Tüzünoğlu’nun “Hasarlı veya Tahrip Edilmiş: Kültür”, başlıklı dört bölümden oluşan sergisi, sadece kadın sanatçıların eserlerine yer veriyor. İnsan bedeninin geçiciliği ile kültürel varlıkların kalıcılığı -ve aslında tam tersine odaklanan serginin ilk bolümü, “Tehdit Altındaki Kültür”e vurgu yapıyor. Görünmez kılınmış̧ tehditler görünür hale geliyor: sömürgeciliğin görünmez kıldığı eser hırsızlığı, patriyarkanın görünmez kıldığı kadın emeği, sanat tarihini yazanların görünmez kıldığı periferideki sanat... Korfmann Kütüphanesi’nin ev sahipliği yaptığı bu bölüm Taus Makhacheva, Cristina Lucas, Alexandra Pirici’nin eserlerinden oluşuyor. Kendi ve/ya başkalarının bedenleri üzerinden anlatılan bu hikayeler, performatif jestlerle hayat buluyor. Sanatçılar dertlerini taşlara değil, bedenlere nakşediyor. Tüm bu eserlerde bir “taşınma” ve “yeniden tahsis” meselesi göze çarpıyor.

Serginin ikinci bölümü, “Bildiğimiz Dünya”, bildiğimiz dünyanın sonunu işaret ediyor. Birbirimize mesafelendiğimiz bu tuhaf zamanlarda sanat, hayal etmenin, sorular sormanın, gündelik koşturmaca içinde kaçırılan anları yakalamanın bir yolu oluyor.
Sanat sadece pembe hayallerin değil, kıyamet sonrası dünyanın nasıl göründüğünün de yeri. Cao Fei, Pınar Yoldaş ve Agnieszka Polska’nın gelecek tasavvurları karanlık, şiddet yüklü, gerçek olamayacak kadar tuhaf. Agnes Varda’nın yaklaşımı ise, tüm bu çığırından çıkmış dünyayı “toparlıyor” ve serginin umut veren, yol gösteren ışığı oluyor.

Serginin üçüncü bölümü, “Reklamların dili”, görünen şeyin hiçbir zaman söylenen içinde hapsolmadığını vurguluyor ve reklam dilini çalan/dönüştüren sanatçıların çalışmalarına odaklanıyor. “Bildiğimiz Dünya” ile birlikte Kırmızı Konak’ta yer alan bu bölümün sanatçıları ise Nora Turato, Aslı Altay, Cristina Lucas, Sanja Ivekovic ve Anahita Razmi. Anlamın dile getiriliş biçimine odaklanan üretimleriyle öne çıkan bu sanatçılar, kadın dergilerinden sigara paketlerine, marka logolarından reklam sloganlarına pek çok alanda yaşamı kuşatan bu ticari dili, bir araştırma alanı olarak görüyor ve yapıbozumuna uğratıyor.

Serginin dördüncü ve son bileşeni, Çanakkale’nin kamusal alanında gerçekleşecek bir dizi hareketi içeriyor. Kentin gündelik yaşamına “ses” üzerinden bakmayı, bu yolla somut olmayan kültürel miras olarak görülebilecek kentsel sesleri katılımcıların katkısıyla kayıt altına alarak arşivlemeyi hedefleyen, Pınar Çevikayak Yelmi’nin İstanbul’un Sesleri konulu doktora araştırması kapsamında oluşturulan Soundscape of Istanbul projesinin bir devamı niteliğindeki Soundsslike projesi Çanakkale’de gerçekleşiyor. Çanakkale içinde bir dizi alternatif “tur” üretmeyi hedefleyen bu bölümün ikinci ayağı ise, mimar ve araştırmacı İsmail Erten’in yürüttüğü ve şehrin florasına ve özellikle asırlık ağaçlarına odaklanan Kent Ekolojisi turu, kentin ekolojik dokusuna dair web tabanlı ses turu olarak tasarlandı.

HİÇ İSTEMEDEN AMA SEVE SEVE
“Takımyıldız” başlıklı Çanakkale Bienali’nin bileşenlerinden biri olan Agah Uğur Koleksiyonu sergisi, CABININ’in daveti ve Azra Tüzünoğlu’nun küratörlüğünde Troya Müzesi’nde gerçekleşiyor.

Başlığını Leyla Erbil’in Cüce romanındaki bir cümleden alan “Hiç istemeden ama seve seve” başlıklı sergi, Agah Uğur’un “yolculuğun kendisi varmaktan mühimdir” mottosuyla tanımladığı koleksiyonculuk birikiminden seçilmiş̧ eserlerle kurgulandı. Agah Uğur koleksiyonundan “oyun” teması etrafında yan yana getirilen eserler, dünyanın kusurluluğu ve hayatın karışıklığı içinde, kendi ritim ve armonisiyle, geçici ve sınırlı bir mükemmellik sunan oyun alanına dahil oluyor. Tıpkı oyun gibi sanat koleksiyonculuğu da gündelik hayatın mantığının dışında, gereklilik ve yararlılık alanının dışında yer alır. Oyun, akıl/ödev/hakikat ölçülerinin dışında bir gerçekliğe sahiptir. Tıpkı sanatçı gibi koleksiyoncu da deneyiminin tekilliğinin toplumsal olduğunu fark ettiği yerde ikilenir. Bu anlamda, “iç hayatın zaten çoktan toplumsal hayat olduğunu gördüğü ölçüde derinleşmektedir.”

Sergide Agah Uğur koleksiyonundan Cevdet Erek, Ekin Bernay, Erinç Seymen, Füsun Onur, Gülsün Karamustafa, Hale Tenger, Halil Altındere, İnci Eviner, Koki Tanaka, Marko Mäetamm, Marcos Ávila Forero, Nabuaki Onishi ve Serkan Demir’in eserleri yer alıyor.

Agah Uğur’un birkaç ana aksa sahip olan koleksiyonundan seçilen eserler; Türkiye çağdaş sanatının tarihsel eserlerini örneklemenin yanı sıra, 2000 sonrası üretilmiş, uluslararası video sanatından örnekler sunmakta ve koleksiyoncunun obje-merkezli olmayan yeni meraklarını müjdelemektedir.

Pandemi Koşullarında 7. Çanakkale Bienali
7. Çanakkale Bienali, tüm dünyayla birlikte içinden geçmekte olduğumuz ve beraberinde birçok belirsizliği getiren Covid-19 Pandemisine bağlı güncel koşulları gözeten ve bu anlamda olabildiğince esnek bir yapıda kurgulandı. Ulaşım, üretim ve özellikle de bir araya gelme koşullarının değişken hale geldiği bu ortamda Açılış Töreni ve buna benzer toplu etkinlikler düzenlenmeyecek, sergi mekanları gerekli hijyen önlemlerinin alınabilmesi adına belli gün ve saatlerde randevuyla ziyarete açılacak, 17 Ekim tarihine kadar devam etmesi öngörülen bienal sergileri, bu tarihten sonra bir ay süreyle çevrimiçi olarak da ziyarete edilebilecektir.

Bu süreçte bizi destekleriyle güçlendiren, başta ana destekçimiz Dardanel’e, mekân destekçilerimiz TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Troya Müzesi ile Troia Vakfı’na, değerli destekçilerimiz SAHA Derneği, Hollanda Konsolosluğu, Goethe Enstitüsü, Fransız Enstitüsü, Pilot Galeri, Monitör ve Benice Logistics’e, Çanakkale’nin kıymetli kurumları Harput Mühendislik, Hotel Akol, Grand Truva Oteli, Anzac Hotels, Wilusa Tour ve Cafe du Port’a teşekkür ederiz.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

TAKIMYILDIZ

Takımyıldızlar, antik zamanlardan bugüne, gökyüzündeki yıldızların konumlarının tanımlanmasına yardımcı olagelmiş, hayali sınırlarla birbirlerinden ayrılmışlar. Her bir takımyıldızın benzetildiği karakterler etrafında mitolojiler türetilmiş. Dünyadan uzaya bakan insanın, çeşitli yakınlık ve uzaklıklardaki noktaları birleştirmesi sonucu oluşan takımyıldızlar, insanın yaşamı ve evreni anlamlandırma çabasının bir işareti olmuş. Öte yandan kültür sosyolojisi alanında başvurulan kavramlardan biri olan takımyıldız, “gerilimlere doymuş bir kümelenme etkisiyle düşüncenin deviniminde bir duraklama noktası” olarak tanımlanır (W. Benjamin’den aktaran A.K.Thompson). Bu keyfi bir nokta değildir ve imge, “geçmişin şimdiyle bir takımyıldızı içinde bir araya geldiği şeydir” (Susan Buck-Morss). Takımyıldız, farklı öğelerin, olguların, konumların birbirleriyle ilişkilendiği ve kesiştiği anlarda oluşan görüngüler ve bu anların potansiyelleri üzerine düşünmeye başlandığında kendini sezdiriyor ve varlık kazanıyor; olgulara değil yapılara işaret ediyor. Bu yönüyle sanat üretimlerinin hem birbirleriyle hem de sanat tarihiyle oluşturdukları kümelenmeleri de çağrıştırıyor.

Diğer taraftan Takımyıldız, gündelik dilde birbiriyle ilişkili ya da benzer insanlar ya da şeylerin oluşturduğu grup anlamını da yüklenmiş bir kavram. Bu anlamıyla CABININ’in 7. Çanakkale Bienali için oluşturduğu kurguya işaret ediyor. Günümüz sanatı odaklı ilişkiler, iş birlikleri ve bunlara eklemlenen mimarlık, arkeoloji, tarih ve ekoloji disiplinlerle etkileşimlerden oluşan CABININ’in yapısal stratejisini de tarif ediyor.

Neye Benziyor? / CABININ
CABININ tarafından “Takımyıldız” için kurgulanan “Neye Benziyor?” başlıklı sergi, görsel kültürün egemenliği altında insanlar-arası doğrudan diyalog yoluyla bilgi aktarma etkinliğinin giderek “zayıfladığı” günümüzde, iletişimin yöntem ve biçimlerini ele alan üretimlere odaklanıyor. Farklı kuşaklardan ve disiplinlerden sanatçıların imge, hareketli görüntü, simge, beden ve yazı üzerine üretimlerini bir araya getiren sergi iletişim ile sanatın kesişim alanlarına yoğunlaşıyor. “Neye Benziyor?”, kültürün gerçekliği inşa etmesinin aracı olan simgelerden oluşan ortak mirasımıza odaklanan, en geniş çağrışım gücüyle sanatın simgesel dilinin ifade etme potansiyelleri üzerine düşünmeye ve üretmeye dair bir bağlam açıyor. Gündelik deneyimin dışından ve ötesinden seslenerek gerçekliğin değişme, dönüşme, başkalaşma ihtimalini çağrıştırmayı, çelişkileri ve çoğul olasılıkları sezdirmeyi, simgeler yoluyla iletişim kurmanın, yeni anlamlar üretmenin potansiyelleri üzerine konuşmayı hedefliyor.

“Hasarlı veya Tahrip edilmiş: Kültür” / Azra Tüzünoğlu
Azra Tüzünoğlu’nun “Hasarlı veya Tahrip edilmiş: Kültür”, başlıklı dört bölümden oluşan sergisi, sadece kadın sanatçıların eserlerine yer veriyor. İnsan bedeninin geçiciliği ile kültürel varlıkların kalıcılığı -ve aslında tam tersine odaklanan ilk bölüm, ‘Tehdit altındaki kültür’e vurgu yapıyor. Sömürgeciliğin görünmez kıldığı eser hırsızlığı, patriyarkanın görünmez kıldığı kadın emeği ve sanat tarihini yazanların görünmez kıldığı periferideki sanat gibi tehditler görünür hale geliyor. Serginin “Bildiğimiz Dünya” başlıklı ikinci bölümü ise bildiğimiz dünyanın sonuna işaret ediyor. Yaşadığımız zamana ve kalıntılarına -neredeyse müdahale edemeden baktığımız ‘gözlemci’ rolü, sanatçıların karanlık ve ironik eserlerinde görünür hale geliyor. Serginin “Reklamların Dili” isimli üçüncü bölümü de reklam dilini çalan/dönüştüren sanatçıların çalışmalarına odaklanıyor.

Serginin dördüncü ve son bölümü, Çanakkale’nin kamusal alanında gerçekleşecek bir dizi hareketi içeriyor. Kentin gündelik yaşamına “ses” üzerinden bakmayı, bu yolla somut olmayan kültürel miras olarak görülebilecek kentsel sesleri katılımcıların katkısıyla kayıt altına alarak arşivlemeyi hedefleyen Soundscape of Istanbul projesinin bir devamı niteliğindeki Soundsslike projesi Çanakkale’de gerçekleşiyor. Çanakkale içinde bir dizi alternatif “tur” üretmeyi hedefleyen bu bölümün ikinci ayağı ise, mimar ve araştırmacı İsmail Erten’in yürüttüğü ve şehrin florasına ve özellikle asırlık ağaçlarına odaklanan “Kent Ekolojisi” turu, kentin ekolojik dokusuna dair web tabanlı ses turu olarak tasarlandı.

Hiç İstemeden ama Seve Seve / Agah Uğur Koleksiyonu
CABININ’in öneri/daveti ve Azra Tüzünoğlu’nun küratörlüğüyle düzenlenen “Hiç istemeden ama seve seve” başlıklı sergi, Agah Uğur’un “yolculuğun kendisi varmaktan mühimdir*” mottosuyla tanımladığı koleksiyonculuk birikiminden seçilmiş eserlerden oluşuyor. Agah Uğur’un “oyun” teması etrafında yan yana getirilen eserleri, dünyanın kusurluluğu ve hayatın karışıklığı içinde, kendi ritim ve armonisiyle, geçici ve sınırlı bir mükemmellik sunan oyun alanına dahil oluyor. Eylemlerimizin içeriği derinlemesine bir çözümlemeye tabi tutulacak olursa, insanların bütün yapıp-etmelerinin yalnızca bir oyundan ibaret olduğu sonucuna varılabilir (Homo Ludens, Huizinga). Bu anlamda ‘oyun’ yaşamın saçma, dünyanın haksız olduğunu bilmesine rağmen kendi yaşamının ağırlığını taşımayı arzulamaktır. Ve oyun, her şeyden önce gönüllü bir eylem'dir. Uğur’un koleksiyonu Türkiye çağdaş sanatına ve 2000 sonrası uluslararası video sanatına odaklanıyor.

*“[Koleksiyonculuk] nesnelerle, onların işlevsel değerini, kullanılabilirliğini öne çıkarmadan, onların kaderlerinin görünümlerinin peşinde olmaktır. Bir koleksiyoncunun yaptığı en anlamlı büyü, tekil nesneyi büyülü bir çekim alanı içerisinde hapsetmektir. Nesne, bu alanda, son heyecanın, onu edinmenin heyecanı üzerinden geçerken donup kalır.”

7. Çanakkale Bienali, küresel Kovid-19 pandemisi kapsamında gelişmelere bağlı olarak gerek görüldüğü takdirde; dijital ve çevrimiçi mecralarda içeriğini paylaşıma sunacak ve altı aylık bir zaman zarfında farklı takvim ve mekanlarda sanat üretimlerini izleyiciler ve sanatseverlerle buluşturmanın koşulları oluşturulacak.

SANATÇILAR
Agnès Varda
Agnieszka Polska
Ahmet Sipahioğlu
Alexandra Pirici
Ali Can Metin
Anahita Razmi
Aslı Altay
Cao Fei
Cevdet Erek
Constantin Xenakis
Cristina Lucas
Ekin Bernay
Ekin Saçlıoğlu
Erinç Seymen
Füsun Onur
Gülsün Karamustafa
Hale Tenger
Halil Altındere
İnci Eviner
Koki Tanaka
Korhan Başaran
Marcos Ávila Forero
Marko Mäetamm
Nabuaki Onishi
Nora Turato
Pınar Yoldaş
Rüstem Aslan
Sanja Iveković
Serkan Demir
Taus Makhacheva
BİENAL EKİBİ
  • Küratör: CABININ, Azra Tüzünoğlu
  • Direktör: Seyhan Boztepe
  • Yönetici Küratör: Deniz Erbaş
  • Prodüksiyon Direktörü: Kubilay Özmen
  • Sergileme Yönetimi: Erdal Sezer
  • Koordinatör: Burak Topçakıl
  • Tasarım: Nesrin Mete, Turgut Erentürk
  • Editörler: Deniz Erbaş, Azra Tüzünoğlu
  • Çeviri: Alev Uysal
  • PR: Ebru Kalu
  • Web: Onur Özer
  • Sosyal Medya: Duygu Burunsuz
  • Fotoğraf / Belgeleme: Saygın Mavinil, Melis Göbekçioğlu, Cem Katı
  • Koordinasyon Ekibi: Fatih İlhan, Helin Sude Boztepe, İsmail Erten, Mehmet Erim, Mert Can Fırat, Murat Çetin, Ogün Yücel, Ovez Bagşıyev, Tolga Özbek, Uğur Mete, Ülkü Sönmez, Yeliz Saydan, Yıldız Çapkan
PROGRAM

“Neye Benziyor?” / CABININ

Mekan: MAHAL 22 Eylül ile 17 Ekim arası, Salı, Perşembe ve Cumartesi Günleri, 10:00 – 16:00

“Hasarlı veya Tahrip edilmiş: Kültür”, Azra Tüzünoğlu

Tehdit Altındaki Kültür Mekan: Korfmann Kütüphanesi 22 Eylül ile 17 Ekim arası, Salı, Perşembe ve Cuma Günleri, 10:00 – 16:00

“Hasarlı veya Tahrip edilmiş: Kültür”, Azra Tüzünoğlu

Bildiğimiz Dünya Reklamların Dili Mekan: Kırmızı Konak 22 Eylül ile 17 Ekim arası, Salı, Perşembe ve Cumartesi Günleri, 10:00 – 16:00

“Hiç İstemeden ama Seve Seve”, Agah Uğur Koleksiyonu, Azra Tüzünoğlu

Mekan: Troya Müzesi 22 Eylül ile 17 Ekim arası, (Müze Müdürlüğü’nce belirlenen gün ve saatlerde)

Çanakkale'nin Sesleri

Soundsslike Projesi kapsamında Pınar Çevikayak Yelmi’nin İstanbul’un Sesleri konulu doktora araştırması kapsamında oluşturulan Soundsslike arşivi, günlük alışkanlıkların kentsel doku ile ilişkisini işitsel bir perspektif yoluyla kurarak, kültürel sesler konusundaki farkındalığı ve toplum bilincini artırmayı amaçlar.

[Ayrıntılı Bilgi]

Kent Ekolojisi Rotası

Çanakkale kentinin ekolojik dokusuna, florasının sosyokültürel bağlamına dair web tabanlı ses turu

MEKANLAR
DESTEKÇİLER

Teşekkürler

Agah Uğur, Ahmet Çelik, Akın Yalman, Ali Akol, Anzhelika Baryshnikova, Armağan Aydeğer, Ayşegül Özbek, Burak Güç, Bürosarıgedik, Carbon 12, Ceyhun Demir Enstrüman Yapım Atölyesi, Ciné Tamaris, Dada Neşeli Fikirler Atölyesi, Eray Ergeç, Fatma Gezer, Fecri Polat, Galeri Akıncı, Galeri Nev, Ghislain Vidal-Giraud, Halil Altındere, Hou Hanru, Hüseyin Harput, İSEM Mimarlık ve İsmail Erten, Kathrin Becker, Kibriye Boztepe , LambdaLambdaLambda, Maria Lind, Mehmet Erim, MOMus – Museum of Contemporary Art, Murat Çetin , Mustafa Kansu, Mustafa Mete, Nicoleta Andrei, Niyazi Önen, Nursac Sargon, Özgür Demirci, Petra Diehl, Rıdvan Gölcük, Sabire Susuz, Selami Harput, Syrago Tsiara, T. Fatih Şahin, Tolga Özbek, Yıldız Çapkan

Bm